reklam
reklam

SON DAKİKA

SanalGazeteci.Net
reklam

Emisco Sözcüsü Veysel Filiz,”Avrupa’da İslam ve Müslüman Karşıtlığı Giderek Artıyor”

Emisco Sözcüsü Veysel Filiz,”Avrupa’da İslam ve Müslüman Karşıtlığı Giderek Artıyor”
Bu haber 07 Kasım 2018 - 16:07 'de eklendi ve 153 views kez görüntülendi.
Dijital Baskı

Emisco Sözcüsü Veysel Filiz, SanalGazeteci.Net’e özel ve samimi açıklamalarda bulundu.

 

İşte Filiz ile gerçekleştirdiğimiz Özel Röportajımız;

1. Önce kendiniz hakkında bilgi verirmisiniz, aynı zamanda Avrupadakı çalişmalariniz, alaniniz hakkında.

Bir göçmen çocuğuyum, 06 aylık bebek iken ailemle birlikte Fransa’ya yerleştim. Hayatımın tamamını bu ülkede geçirdim. Hem Türk hem Fransız vatandaşıyım. Strazburg Üniversitesi Türkoloji bölümü mezunuyum. Birçok Sivil Toplum Kuruluşunda mücadele verdim. Özellikle Müslüman Toplulukların Temel Haklarını savunmakla geçti dernekçilik hayatım. Daima vatan, bayrak, ümmet ve millet derdiyle hareket ettim. Avrupa Konseyi Uluslararası STK’lar Konferansında 5 yıl görev yaptım. 4 yıl boyunca da Türkiye Cumhuriyeti Brüksel Büyükelçiliği Basın Müşavirliği görevini yürüttüm. Şimdi Avrupa’nın en etkin İslamofobiyle mücadele kuruluşu olan EMISCO’nun sözcüsüyüm. Ayrıca Avrupa Yozgatlılar Federasyonu Genel Başkanı olarak da Avrupa’da kimlik merkezli bazı çalışmalar yürütüyorum. Bu bağlamda Dünya Yozgatlılar Konfederasyonu DUYKON’un da Genel Sekreteriyim. Temel faaliyet alanlarımız AGİT, Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Şurası gibi kuruluşlarda lobi baskısına yöneliktir. Bu bağlamda İslam ve Müslüman karşıtlığı, nefret suçları, diaspora çalışmaları ve sosyal uyum konularında önerilerde bulunuyoruz.

2. Avrupa’da bir kaç ülkede islamofobi var, özellikle Hollanda, Avusturya gibi ülkelerde çok hissedilir hal aldığı söyleniyor. Sorunun esas kaynağı nədir? Müslumanlar mi, yoksa artan sağ milliyetçilik mi?

Hemen söyleyeyim, aslında Avrupa, ideolojik bir mutasyonla karşı karşıya, bir karar aşamasında. Bazı ülkelerde, tarihi süreçlere ve onun yansımalarına göre, bir kısmında ise ekonomik çaresizliklere karşı popülist siyasetin sonucu olarak, Müslüman kimlikle ilgili bir “paranoya” oluşturuldu.

Avrupa, bu ideolojik mutasyonu yönetemediği için kendini ilkesel anlamda var eden değerlerle tamamen ters düşmekte. Bu gerileme sürecinde İslamofobik nefret söylemleri önce normalleşti, sonra da kurumsallaştı. AGİT İslamofobiyle Mücadele Özel Temsilcisi Doç Dr Bülent Şenay’ın da vurguladığı gibi, Müslümanları Truva Atı gibi gösteren anlayış aslında Avrupa’nın altını oymaya devam ediyor.

Bazı ülkelerin başörtüsü ve helal kesim gibi inanç hürriyeti bağlamında saygı duyulması gereken tercihlere karşı kararlar alınıyor. Gelinen noktada, İslamofobik arka planı olan yeni Avrupa popülizmi, İslam karşıtlığını ve Müslüman düşmanlığını bir kültür haline getirdi. Bunun iki temel taşıyıcısı var, biri medya diğeri de siyasi aktörler. Medya bunu kınamayarak ve bu söylemleri yayarak güçlendirdi. Popülist siyasetçiler de Avrupa’daki krizlere karşı çözüm üretmektense toplum içindeki uçları güçlendirerek aşırı sağcı ve özünde ırkçı olan ideolojiyi siyasetin merkezine aldı. Geleneksel partiler de normal şartlarda buna karşı durmaları gerekirken, bu söylemlerden bir kısmını kendi politikalarında yaygınlaştırdılar. Onun için, bugün bu bakımdan çok önemli bir ilkesel duruşa yol açacak bazı kararların verilmesi gerekiyor. Avrupa ya sürekli bahsettiği hümanist değerlerini somut olarak uygulayacak, ya da tamamen 1933’ten sonra ortaya koyduğu karanlık nefret döneminin benzerini yeniden yaşayarak Müslümanları hedef alan, onlara saldıran ve nefret suçunu normalleştiren bir çağa girecek ki bu durum 21. yüzyılın başında insanlık dışı bir Avrupa gerçeğinin bütün Müslümanları hedef alması anlamına gelecektir.

Müslümanlar azınlık durumundalar, dolayısıyla hayatlarını düzenlemek için çoğunluk toplumunun karar alıcılarının desteğine ihtiyaçları var. Onların refahı ve güvenliği yöneticiler tarafından garanti edilmelidir. Eşit vatandaşlık haklarının tam anlamıyla uygulanması gerekir. Bu bağlamda Müslüman Topluluklar da örnek vatandaş olma adına gayretlerini artırmalıdırlar.

3. Bazen Müslumanlarin, özellikle Arapların Avrupa’da sorumsuz, kaba davranışları, suçları hakkında yazıyor medya. Bunlar hakikaten var mı? Etkisi ne kadar? Şu an Müslumanların zorluk çektiği Avrupa ülkeleri hangileri?

Müslüman toplulukların içinde çeşitli gruplar var ve bunların her biri farklı tarihsel süreçlerden geçerek Batı medeniyetiyle karşılaşmış. Örneğin sömürge altında yaşamış olan milletlerin yaşayış, anlayış ve algılayış tepkileri farklı. Bizim gibi devletler kurmuş ve yöneticilikle kendini ispat etmiş milletlerin ise daha farklı. Bu kültürel ve tarihsel çeşitlilikten dolayı monoblok olan bir Müslüman Topluluktan bahsedemeyiz. Bazı gruplardaki suç oranları, davranış hataları ve yurttaşlık anlayışındaki eksikliklerin kökü eşit haklar politikalarındaki eksikliklere bağlanmalı. Eşit fırsatlar sunulmayan toplulukların gelişim süreçleri de farklı oluyor. Başta Eğitim olmak üzere, konut ve istihdam politikalarındaki ayrımcılıklar bahsettiğiniz sorunları doğuruyor. Bunun dışında suça karışan marjinal gruplar var ki, onlar her yerde mevcut. Bu sıkıntılar birçok ülkede var ve henüz çözüm bulunmuş değil. Bugün Mülteci-Göçmen-Müslüman diye bir yapay bir kategori oluşturuldu, terör gruplarıyla da bağlantı kurularak tehdit unsuru olarak kamuoyuna sunuluyor ve popülist söylemin bir parçası olarak toplumları zehirliyor.

Bunlara karşı Müslüman Toplulukların alması gereken en acil tedbirler Müslüman aklıyla içinde bulundukları toplumlara katkı sağlamak ve İslami ahlakla hareket etmek olmalıdır.

4. Türklere yaklaşım nasıl? Daha öncə Almanya, Avusturya, Hollanda gibi ülkelerle bir takim sorunlar oldu. Şu an durumlar nasıl?

Türklerdeki en büyük eksiklik aslında Türkiye’nin adam akıllı bir diaspora politikası olmamasından kaynaklanıyor. Yeni sistemde Cumhurbaşkanlığı bu durumu tedavi edecektir diye ümit ediyorum. Bu durum Avrupa’daki Türkleri iki ara bir derede bırakıyor. Tam anlamıyla bulundukları ülkeye odaklanamıyorlar ve kapasitelerinin çok altında katkı sunuyorlar. Yurtdışında seçme hakkı kazanılmasıyla birlikte süreci bir demokratik katılım şöleni yerine Türkiye’deki siyasi ayrışmaların ve kavgaların Avrupa’ya taşınmasıyla sonuçlanan bir çok aktörü oldu. Bu durum bahsettiğiniz ülkelerde popülist iç siyaset için malzeme edildi. Seçim dönemleri geçtiği için şimdi durum sakinleşti. Avrupa’daki toplumumuz bir zihniyet değişikliğinden geçerek 50 yıllık göçmenlik statüsünü tamamıyla geride bırakıp değişimin ana aktörü olan yurttaşlık bilincine erişmeli. Böylece hem ikinci vatanlarına hem de anavatanlarına fayda sağlayan köprü vazifesi göreceklerdir. Bu millet mevcut durumu kabullenmemeli, banliyölerden uzaklaşıp şehrin merkezine merhamet, vicdan ve dayanışma taşıyan bir anlayışın elçisi olmalıdır. Serhat boylarında ikamet edenlerin vazifeleri daima kutsal olmuştur, Türkler ona göre hareket etmeliler.

reklam
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
reklam
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
reklam
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA