SanalGazeteci.Net

escort bodrum
web tasarım

İstiklâl Mücâhedemizin Unutturulmuş Kahramanı; Kazım Karabekir Paşa

İstiklâl Mücâhedemizin Unutturulmuş Kahramanı; Kazım Karabekir Paşa
Abdullah Şahin
Abdullah Şahin( info@sanalgazeteci.net )
649 views
26 Ocak 2020 - 15:06
Osmanlı İmparatorluğu, halk arasında 93 harbi olarak bilinen 1877-78 yıllarında
Osmanlı ve Rusya arasında cereyan eden savaşta, hem Batı hem de Doğu cephesinde büyük
toprak kaybı yaşamıştır.
Ruslar, Batıda Ayestafanos ( Yeşilköy ) a kadar gelmişler ve Büyük
bir zafer anıtı dikmişlerdi. Doğuda ise Batum, Kars, Ardahan Erzurum, Erzincan, Van,
Trapzon gibi vilayetler işgal edilmiş ve antlaşma sonucu Batum, Kars, Ardahan (elviye i
seles) elden çıkmıştı. Bu vilayetler 1917-18 yılına kadar kurtuluşu bekleyecekti ama bu tarihe
kadar Müslüman halk hem Ruslar’dan hem de Ermeni tedhişçilerin (terörist) elinden büyük
acılar çekmiştir. 93 harbini anlamak için Mehmet Arif Bey’in Başımıza Gelenler adlı eserinin
okunmasını gerekir.
Bugün bölgede hâlâ bu savaşın acılarını görmek mümkün ama esas bu bölgede
tahribata sebebiyet veren gelişmeler 1917 tarihinde Bolşevik ihtilâli sonrası Rusların cephe
hattından çekilip yerini Ermeni çetelere bırakması sonucu olmuştur. Bu bölgede Ermenileri
çetelerin Müslüman halka yapmış olduğu ölümden beter işkenceler, bölge halkının zihninde
canlılığını korumakta ve nesilden nesile aktarılmaktadır. Bu soykırımın hesabı sorulması
gerekirdi ama Ankara’daki “üst akıl” pek çok konuda olduğu gibi bu konuyuda görmezlikten
geldi.
Kâzım Karabekir Paşa, Doğunun şanlı komutanı ve unutturulmuş komutanı. Paşa ve
Osmanlı Ordusu olmasa idi, ne bu acılar diner ne de Ermeni çetecileri cezalandırılabilirdi.
Ruslarla yapılan 17 Aralık 1917’de Erzincan Mütarekesi ile savaş sona erdi. İşte sorunlar
çözüldü derken, Batum’u işgal için hazırlanan İngiltere, Ruslar’ın erken davranıp Bakü’yü
işgal etmesi sonucu, İngilizler plan değişimine gittiler ve İngilizler Artvin ve Batum’u
Gürcülere Kars, Ardahan gibi doğudaki bazı yerleri de Ermenilere vermeye karar verdiler
(1920).
Monduros Mütârekesi sonrasında İstanbul’a gelen Karabekir Paşa, İstanbul’da Kemâl
ve İsmet Paşalar başta olmak üzere İstanbul’a gelen paşaların Anadolu’ya geçmelerini sağmak
ve Anadolu’da yeniden bir dirilişin sağlanmasını temin etmeye çalışmıştı. İsmet Paşa,
“Kâzım! Bir çiftlik alalım sen Kâzım, ben de İsmet ağa olalım”; Kemâl paşa ise, “Bu da bir
fikirdir” cevabını vermişlerdir. Karabekir Paşa kendisini Anadolu’ya tayin ettirmek için yollar
aramış ve 3 Mayıs 1919’da Karabekir Paşa Erzurum’a gelerek 15. kolordunun başına geçti.
Niyeti bu kolorduyu derleyip toparlayarak doğudaki toprakları kurtarmaktı. Vatanın yeniden
dirilişini organize etmek ve halkın içindeki hürriyet ateşini körükleyip kurmayların
öncülüğünde İstiklâli temin etmekti. Çünkü Karabekir Paşa, halktan uzak duran biri değil
aksine hem babasının mesleği hem de kendi tabiatı dolayısıyla İmparatorluğun pek çok yerini
gezmiş ve halkın içinde büyümüştü. Milletin içinde yatan hasreti, acıyı, elemi, hüsranı, sükût
u hayâli; azmi, kararlılığı, hürriyet ateşini, yıllarca birikmiş olan öfkeyi biliyor, görüyordu.
Ümidi, işte milletin içinde yatan bu hislerdi. Milletin içinde yatan bu hisleri göremeyenler ise,
milletten ümidini çoktan kesmişti; aslında kendi dertlerine düşmüş ve İmparatorluğu yok oluşa
götürüp kaçan yoldaşarının harabeleri üzerinde kendi istikbâllerinin peşine düşmüşlerdi.
Yakılan ve yok edilmeye çalışılan İstklâl Hârbimizin Esaaları adlı kitabında: “19
Nisan 1919 tarihinde Trabzon’a çıktım…” diyen Paşa, İstiklâl Mücâhedesinin ateşini fitilleyen
esas kişilerden biri idi. Esasında bu yaptıklarından dolayı, savaş sonrasında “Sineyi millete
çekileceğiz” diye sözleştiği kişiler tarafından unutturulmaya çalışılmamış mıydı.
Mücadeleye başlamış ve 15. Kolordunun başına geçmişti. Rus artıklarına ve Ermeni
Çetelere göz açtırmamış ve işgal edilen yerleri tek tek geri almıştı. Eserinde dile getirdiği
Erzurum’a giriş kısmı her Türkün- Müslümanın okuması gereken bir bölüm. Öyle ki,
soykırıma maruz kalan atalarımızın neler çektiğini ve Ermeni vahşeti ile hayatlarını yitiren
atalarımıza olan borcumuzu ödememiz gerektiğini bize hatırlatan bu eserden, maalesef, bugün
çoğu kişi bihaber. Unutturulan tarih, unutturulan kahraman; masa başında yazılan tarih, sahte
kahramanlar…: Sirkeci Garı’nda, Yunanistan’a bunun hesabını soracağım diye Lozan’a
gidenler, döndüklerinde “ Yunanistan’ın içinde bulunduğu buhrandan dolayı, taleplerimizi
geri çektik” diye âdeta Yunanistan’ın yaptıklarını ALKIŞLAYACAK “İnönü Kahramanı”
gibi niceleri daha vardı.
Karabekir Paşa, Ermeni mezâlimine son vermiş (Anlara’nın engellemesine rağmen,
çünkü tarih boyunca cephede savaş veren büyük komutanların başarılarından, merkezdeki
kallaviler tedirgin olmakta ve korkmaktadır) ve Batıda İstiklâle giden asker, teçhizat,
mühimmatı sağlamıştır. O, sadece Doğuda büyük zaferler kazanmamıştır, Batıda da büyük
zaferler kazanılmasına vesile olmuştur.
Doğuyu Ruslar’dan ve Ermeniler ’den kurtaran Paşa, savaştan sonra da boş durmamış
ve müfettişlik görevleri ile hizmet etmiştir. Karabekir Paşa, savaş sonrası kurulan düzende
çeşitli yanlışlıklar bulmuş ve “İstiklâl Mücâhedesi”ni bir tek kişiye bağlamanın garabetine
muhalefet etmiş; savaş sonrasında ülkenin tekrar ihyası için çalışmalar yapılması gerekirken,
ülkeye katkısı olmayan hatta zararı dokunacak inkılâpları engellemeye çalışmıştır. Bunlardan
biri olan Kur’an’ı Türkçeye tercüme ettirmeyle ilgili: “Evet Karabekir, Arap oğlunun
yavelerini Türk oğullarına öğretmek için Kur’an’ı Türkçeye tercüme ettireceğim ve böylece
de okutturacağım! Tâ ki, budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler!” demiş ve asıl
niyetini ortaya koymuştur. Bütün bu çabalarından dolayı, göz hapsine alınmış, evinden
çıkamaz duruma gelmiş, evine sık sık baskınlar yapılıp entelektüel hayatının ve mesleğinin
birikimi olan evraklara el konulmuş… âdeta nefes aldırılmamıştır.
M. Kemâl vefat ettikten sonra biraz nefes alabilmiş ve meclis başkanı olarak görev
yapmıştır. Bu süreçte de, doğruları söylediği için sıkıntılar yaşamıştır. Özellikle, 2. Cihân
(parasını vererek aldığımız) harbinde bizi savaşa dahil olmaya iknâ etmeye çalışan
İngiltere’nin bize gönderdiği obüs toplarının, İngiltere’nin 1. Cihan hârbinde, Batı cephesinde
kullandığı obüsler olduğu hatta pek çok parçasının eksik olduğu gibi bilgileri meclise sunması
ile dönemin dışişleri bakanı ve İngiltere’ye giden delegenin hışmını üzerine çekmişti. Her
zaman doğruyu söyleyen ve bunun mücadelesini veren Paşa, her devirde dışlanmış ve
hakikâtin sözcüsü olmaya devam etmiştir.
Benim buradaki amacım, siz değerli okuyucularıma tarih dersi vermek değil ya da
rakamlarla göz boyamak değil, birilerine hakaret etmek hiç değil. Sadece ve sadece tarihi
gerçekleri ile ortaya koymak ve tam bugün yani 26 Ocak 1948 yılında hayatını kaybeden
vatan kahramına hem vefa borcumu ödemek hem de ardında bıraktığı eserlerin okunmasına
vesile olmaktır.
Mehmed Akif ve Elmalılı Hamdi (Yazır) ile
Diyanet adına Ahmed Hamdi (Akseki)
arasında yapılan meal ve tefsir yazılması
hususundaki sözleşmenin son sayfası (26
Ekim 1925).
“Gazi Kur’an-ı Kerim’i bazı İslamiyet
aleyhtarı züppelere (Cemil Said’i kastediyor)
tercüme ettirmek arzusundadır. Sonra da
Kur’an’ın Arapça okunmasını, namazda bile
yasaklayarak bu çeviriyi okutacak! Ve o
züppelerle işi alaya boğarak güya Kur’an’ı
da, İslamiyet’i de kaldıracaktır.
Çevresindekiler böyle bir çevre, kendisini bu
tehlikeli yola sürüklüyor.”

Sitemiz İhlas Haber Ajansı (İHA) abonesidir İhlas Haber Ajansı (İHA) tarafından geçilen tüm haberler, SanalGazeteci.net editörlerinin hiçbir editoryal müdahalesi olmadan otomatik olarak ajans kanallarından geldiği şekliyle yer almaktadır. Haberlerin hepsinin hukuki muhatabı haberi geçen İhlas Haber Ajansı (İHA) dır.