Türkçe’nin İdâm Fermanı: Harf İnkılâbı | SanalGazeteci.NetSanalGazeteci.Net

18 Haziran 2021 - 03:20

Türkçe’nin İdâm Fermanı: Harf İnkılâbı

Türkçe’nin İdâm Fermanı: Harf İnkılâbı
Son Güncelleme :

30 Nisan 2021 - 18:11

Eskilerden eskimeyen bir söz, insân lisân ile ma’lûldür. Bu sözün anlamı bugün
Türkiye’de bilinmediği gibi bir karşılığı “ aksü sedâsı” da yoktur.
Yazımıza başlamadan önce şunu belirtmeliyiz ki, M. Kemâl’in, Mecliste Halifeliğin
kaldırılması münakaşası yapıldığı celsede, o meşhur konuşmasında da olduğu gibi, inkılâp
kuvvet işidir ve kuvvetli olanın dediği olur.
Harf inkılâbını müdafaa edenler, inkılâp bir ihtiyaçtı, kaldı ki ilk defa da Osmanlı’da
başladı:
Matbaanın Osmanlı da yaygınlaşması sonrasında, harflerle ilgili tartışmalar başlamış
ve 1868 yılında Cemiyet i ilmiye i Osmaniye’nin de kurucusu olan Münif Efendi tarafından
ilk ciddi faaliyetler icra’ edilmiştir. Bu tarihte neşrettiği İlm-i Sarf ve Nahiv adlı makâlede
Arapça ve Farsça sarfın ve nahivin özellikle de Arapça’nın nüfuzundan bahseder: Bu nüfuzu
da dine bağlar
“ fil-asl ulema yı arab beyninde dahi ilm i sarf ı nahivde mündemiç olarak ikisi bir
ilm add olunur idi. Fakat lisân ı a’rabiyenin esas ı din olarak bizce derkâr olan ehemmiyet i
cihetiyle kavâidi ziyade tevsi’ edildiğinden muahhara iki ilm i mahsusa taksim kılınmıştır” ss.
41. İlm-i Sarf ve Nahiv / Münif.– İstanbul: Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniye, Safer
1280. Mecmua-i Fünun cilt: II, sayı: 14, sayfa: 42-51

Mısır’da Fransızca öğrendikten sonra “Frengistanı” tanıyan Paşa, Batının “muasırlığını “diline bağlamıştır.

Almanların Gotik alfabesinden (2. Dünya savaşına kadar Almanlar Gotik Alfabesini kullanmışlardır) haberdâr değildi anlaşılan ya da İngilizceden. Kaldı ki Fransızca dil bilgisi bile işin sırrının dilde olmadığını kâfi derecede izah ediyor.
Burada Paşa’nın ve onun gibilerin içine düştüğü handikap Batı terakkisinin temellerini yanlış
yerde aramak ya da kendilerine bu yönde telkin edilmiş olma ihtimalini akla getirmektedir.
Nasıl Kiev’den Konstantinapol’e gelen heyet Ayasofya’yı gördükten sonra
Tanrı varsa kesin bu binada yaşıyordur” sözleri ile heyecanlarını ve şaşkınlıklarını dile
getirmişlerse, bizimkiler de Frengistan’a gidince benzeri bir heyecana kapılmış
olmalılar.
Arapça’nın bu derece nüfuz etmesini dine bağlamış ve bunun yanlış olduğunu dile
getirmiştir. Batı maarifinin tatbik edilmesi gerektiğini savunmuştur. Özellikle çocukların sarf
ve nahivle boğulduğunu ve bunun yararsız olduğunu sık sık dile getirmiştir. Kız çocukların
eğitimi meselesine de ehemmiyet vermiştir. Münif Paşa’nın eğitimci yönü olsa da siyasî
kimliği ile tebarüz etmiştir. Dil bilimcisi olmadığı için yaptığı çalışmaların doğrudan referans
alınması tartışmalı bir konu olsa gerek.

Münif Efendinin cemiyette yaptığı konuşmadan bir yıl sonra Ahunzâde Mirza Feth Ali cemiyete harflerin değiştirilmesine yönelik bir proje sunmuştur. Ahunzâde Kafkasların Rusya hâkimiyeti ( kültürel ve politik yönden) altında kalması ve Azerbaycan Türkçesinin sadeleştirilmesi gerektiğini savunmuştur. Ruslarla arası çok iyi olan ve Afrikalı kanı taşıdığı için Puşkin’e hayran olan bu zât ( Annesi Afrika kökenli idi), o kadar ki 1854 Osmanlı- Kırım
savaşında Rusların kahramanlıklarını övücü şiirleri ile de tanınmaktadır. Osmanlı’da harf inkılâbı olması gerektiğine dair bir layiha dahi sunmuştur. Ahunzâde’nin gayretleri, Rus politikasının Osmanlıya sızma projesinden başka bir şey değildi. Tanzimat’tan harf inkılâbına kadar süreçte dilin değiştirilmesi en azından ıslah edilmesini savunanlar olduğu gibi dokunulmaması gerektiğini de savunanlar olmuştur. Dil konusunda bu derece gayret gösterilmesinin ardında dönemin düvel i muazzamasının, Osmanlı İmparatorluğu üzerindeki emperyalist faaliyetleri ve elbette Osmanlı’yı maddeten olduğu gibi mânen de yıkma projesi vardı.
Bilhassa, Matbaanın aktif kullanımı ve gazete- dergi geleneğinin oluşması efkâr ı umumiyenin bunlar aracılığı ile oluşturulması; romancılığın halka hitap etme gayreti… sebepler ile dilde ıslâh ve inkılâp gayreti pek çok yerde dile getirilmiş ama genelde kültürel sömürüye maruz kalmış ülkelerde gerçekleşmiştir. Islâh ya da inkılâb faaliyetlerinin altında yatan gerekçe halka hitap etme gayreti olarak tanımlanmıştır ki bu durum ne ilmî ne de edebî hiçbir dayanağı olmayan bir gayrettir. Çünkü edebiyat, sanat, felsefe, bilim yapan insanlarının kullandığı dili halkın anlayabileceği seviyeye indirmek kof bir hayal ve yüz kelime ile felsefe yapmaya çalışmak gibi komik ve beyhude bir gayret. Bugün, Türkçe’nin pejmürde hâli ve her geçen gün yabancı dillerin hâkimiyetine daha fazla girmesi ve, bilhassa, gençlerin iki yüz, üç yüz kelime ile konuşması, romanlar başta olmak üzere edebî eserlerin! De bu sığlıkta yazılması Türkçe’nin geleceğini her geçen gün daha da karartıyor. Hoş, dışarıdan ne kadar yıkmak istiyorlarsa, Osmanlı’nın içinden de bir o kadar yıkılmak isteyenler vardı!

Unutmamak gerekir ki hiçbir devlet dış bir gücün etkisi ile yıkılmaz.

Bu hakikati görmek için dönemin seyyahlarının eserlerini ve Fransız, Rus, Alman,
özellikle de İngiliz arşivini incelemek yeterli olacaktır. Bunların arasından tebarüz eden ise
Arnold Joseph Toynbee’dir. 1921 yılında İstanbul’a gelen A. Toynbee, The Manchester
Guardian adına Osmanlı –Yunan savaşını gözlemlemek için gelmiş ve bu gözlemlerini daha
sonra The Western Question in Greece and Turkey: A Study in The Contact Of Civilizations,
London, 1922 adında bir kitap neşretmiştir. İkinci ziyaretini 1929 yılında, üçüncü ziyaretini
ise 1948 yılında millî Şefin daveti ile yapmıştır. Zaten Cumhuriyet kurulduktan sonra
Osmanlı’nın tasfiyesinde bilfiil faaliyet gösteren kişiler ulviyet kesp etmişti.
A. Toynbee’ nin harf inkılâbını muâsır devletlerin yaptıkları ile karşılaştırdığı
bölümleri okumakta fayda var.
Harf inkılâbıyla ilgili İrşad Sami Yuca’nın

TARİHÇİ ARNOLD TOYNBEE’NİN 1948 TÜRKİYE SEYAHATİ VE YENİ
TÜRKİYE HAKKINDAKİ İZLENİMLERİ adlı makâlesi ve Bilal Şimşir’in Türk Yazı
Devrimi adlı kitabının okunması faydalı olacaktır.


Falih Rıfkı Atay’ın, Atatürk ve Özleştirme, Dünya Gazetesi, 17 Temmuz
1966, da yazdığı yazıya dikkat etmek gerekir:
“Atatürk denemeden yılmayan ve denemenin ara sıra gülünç de olsa, bütün
külfetlerine katlanan gözü pek bir devrimci idi. ‘Türkçe’nin öz gücü nedir, anlayalım’ dedi ve
hepimizi hiçbir yabancı söz kullanmadan yazmaya ve konuşmaya davet etti. O günlerde beş
on satır yazabilmek için yemek masası etrafında dört döndüğümü hatırlarım. Yunus Nadi daha
kolayını bulmuştu: Osmanlıca yazıyor, içeride Tarama dergisinden öztürkçeye çevirtiyordu.
Ertesi gün kendi yazdıklarını kendi anlamıyordu.” Bu derece gülünç ve acınası gayretler,
günümüz Türkçe’nin hâl i perişanını izâh etmeye yeter, zannederim.
Falih Rıfkı Atay’ın Çankaya; Kazım Yetiş ‘in hazırladığı, Atatürk ve Türk Dili
; Kaya Türkay’ın Agop Dilaçar adlı biyografi çalışmasına, Nurullah Ataç’ın Karalama
Defteri ; harf inkılâbına giden yolda kullanılan propaganda yöntemleri için de Aslan
Tufan Yazman’ın Atatürk’le Beraber; adlı çalışmasına bakılabilir
Harf İnkılâbını savunan simalardan en ilginci ise Avram Galanti ‘dir. Bilhassa,
Japonya’ da Prof. Tonokodate ‘nin Japonya da Latin alfabesine geçilmesi gerektiğine
dair verdiği teklif konusunda, Eğitim Bakanının verdiği cevap: “Yazı meselesi, lisan
meselesidir. Lisan ise ecdadımızın mirasıdır. Bu miras milletin canıdır” denilerek reddedilmiştir (Galanti, 1996, 31-34)
Harf İnkılâbının zararlarını ve yanlış bir hareket olacağını izah ettiği çalışmaları ile meseleye ışık tutmuştur.
M. Fuad Köprülü de Harf İnkılabına Karşı çıkanlardandı, Özellikle de ehli olmayan kişilerin bu işlere kalkışmasına ve ülkeyi felakete sürüklediğine dair yazıları ile bu hakikati dile getirmiştir ama sonrasında, Çankaya daveti ile ikna  edilmiştir!!!
Kaldı ki, Harf inkılâbı sürecinde İngilizler nasıl olur da bir direniş çıkmaz diye
sorgulama yaparken, hemhâl (empati) yaparlar ve eğer İngilizler Kiril Alfabesi ile yazmaya
zorlansa nasıl olurdu diye de değerlendirirler ve böyle bir durum karşısında, haklı olarak, her
türlü direnişin yapılmasını gerektiğini savunurlar.
Kendilerine sıra gelince böyle bir şeyi tasavvur bile edemeyen İngilizler, mevzu
Türkler olunca alkışlıyorlar. Türkiye’de İngilizlerin alkışladığı bir “inkılâp” Türklerin lehine olmasa gerek.
Harf inkılâbının hiçbir ilmî yanı yoktur. Tamamen siyasî ve yeni rejimin kendisini
yıkılmamak üzere inşa etmesinin çabalarıydı. Çünkü rejim biliyordu ki, Osmanlı ile rabıta
kesilmediği sürece Cumhuriyet yani Kemâlizm kendisini güvende hissetmeyecekti.

Milliyetçiliğin bir tezâhürü olan dilde milliyetçilik, dil mühendisliği ve inkılâb-reform adı altında kendisini göstermiştir.

İmparatorluk kurmuş milletlerin bu vasıfları Cihan
harbi sonrası inkıraza maruz kalmıştır. Bu İmparatorluklardan en önemlisi olan Osmanlı
İmparatorluğu, Kapitalist yenidünya için en büyük tehlike ve engel teşkil ediyordu. Türk
milletinin devlet ve İmparatorluk inşa etme kâbiliyeti, İslâm ile birlikte birleştikten sonra
Selçuklu sırası ile İdil-Bulgar Hanlığı, Karahanlı Hanlığı, Gazneli Devleti, Selçuklu
İmparatorluğu ve Türk –İslâm geleneğinin altın çağı olan Osmanlı İmparatorluğu ile tevarüs
etmiştir. Osmanlı İmparatorluğu salt Türk – İslâm devlet geleneği; kültür ve medeniyetine
haiz değil aynı zamanda insanlığın birikimine de sahipti. Bu şekilde bir medeniyet teşekkül
edebilme kâbiliyeti, maalesef, Harf İnkılâbı ile Türk hafızası dumura maruz bırakılmıştır.
Saltanatın kaldırılması, Halifeliğin “ Meclisin uhdesine cem’ edilmesi” ve Harf
İnkılâbı, Garba karşı herhangi bir harekâta geçilmeyeceğini; “ muasır medeniyet” diye tabir
edilen Garp medeniyetine hem kendilerinin hem de gelecek nesillerin tâbi edilmesinin
garantisidir.
Harf inkılâbı ile kökünden koparılıp atılan Türkler, Garba tehlike arz edecek en
küçük bir tehlike bile oluşturamayacak bir şekilde yeniden hizaya getirilmişlerdi.
Yazının giriş kısmında da dediğimiz gibi, bu inkılâbın kanunu, hukuku olmaz inkılâp
güç işidir M. Kemâl’e göre. Güçle değiştirilen bir şey şartlar müsâid olduğunda tekrar değişir.
Osmanlı’nın mânen inşasının temelini harf inkılâbı oluşturacaktır.

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

takipçi satın al instagram takipçi satın al twitter takipçi satın al tiktok takipçi satın al youtube abone satın al facebook takipçi satın al twitch takipçi satın al porno izle